''Neden Evlenmedim?'': En Sevdiğimiz Blog Yazarlarından Eksper Mental Ve Hayat Üzerine 10 Hikaye

Barış Efendioğlu'nun önce kendi blogunda fasiküller halinde yayınladığı hikayeleri, ilk gençliğini 2000'lerin başında tamamlayanlar için oldukça hüzünlü ve yerinde tesbitlerle dolu...

Facebook'ta Beğen:

Onu Eksper Mental takma adıyla tanımıştık. Blog tutuyordu, birbirinin devamı hikayeler yazıyordu...

''Neden Evlenmedim?'': En Sevdiğimiz Blog Yazarlarından Eksper Mental Ve Hayat Üzerine 10 Hikaye
Deli gibi takip ediyorduk biz de kendisini. 

Yazdığı hikayeler o kadar 'biz'i anlatıyordu ki, bir ara geceleri uyku saatlerimizi kısaltmamıza, kola ve sigara eşliğinde (ve arkada da sakin ve can sıkıcı bir müzikle elbette) dakikalarımızı ekran başında geçirmemize sebep olmuştu kendisi.

2009'da Uludağ Sözlük'te başlamıştı yayınlamaya; 2013'te de kendi bloguna taşınmıştı.

''Neden Evlenmedim?'': En Sevdiğimiz Blog Yazarlarından Eksper Mental Ve Hayat Üzerine 10 Hikaye

Blogu 2 yılda 256.000 tıka ulaştı. 
Tık sayısı sizi yanıltmasın; onun pasajlarını Facebook zaman tünelimizde, başka bloglarda ve sözlüklerde o kadar çok gördük ki; kendimizi yalnız hissetmemeye başladık bir noktadan sonra.

Demek ki etrafımızdaki birçok kişi aynı kafada, etrafına ve özellikle de ailesine fazla da çaktırmamaya çalıştığı kronik bir mutsuzluğa sahipti...

Barış Efendioğlu (Eksper Mental) nihayet bu blog yazılarını toparladı ve romanlaştırdı. Roman, bu yılın Mart ayından beri kitapçılarda.

''Neden Evlenmedim?'': En Sevdiğimiz Blog Yazarlarından Eksper Mental Ve Hayat Üzerine 10 Hikaye
'Her erkek masum doğar' diye girizgah yapan 176 sayfalık kitap muazzam tesbitlerle dolu. 
Tanıtım bülteninde de şöyle yazmakta:

"Herkes mi yalnız olur?



Ne zor işmiş bu arada kalan nesil olmak... Çocukken Bizimkiler izleyerek büyümüş nesiliz biz ama Nip Tuck'a da yetiştik. Çocukken saklambaç oynamış nesiliz ama Warcraft'a da yetiştik. Çocukken ev telefonu kullanmış nesiliz biz ama cep telefonuna da yetiştik. İnsanlarla kafelerde, barlarda tanışıp sosyalleşen nesildik biz ama Facebook'a da yetiştik. Ve bu bizim lanetimiz oldu. Arada kaldık. Ölene kadar bunu taşıyacağız üzerimizde. Bizden önceki nesil; ablalarımız, abilerimiz Bizimkiler izledi sadece. Üniversitelerini bitirdiler, evlendiler, çocuk yaptılar. Düz ama huzurlu bir hayat yaşadılar.



Bizden sonraki nesil Bizimkiler'i hiç izlemedi. Nip Tuck'la büyüdü. Aile kurmayı düşünmüyor. Stüdyo evlerinde kendileriyle barışık yaşayacaklar. Zira onlar kendilerinden iki nesil önceki değer yargılarını bilmiyorlar. Mutlular; internetleri, stüdyo evleri ve modern hayatlarıyla.



Peki ya biz neyiz? Biz ne yapacağız?"


İşte bu bu romandan (ve pek tabii blogdan) seçme birkaç tesbit... 
Buyrunuz, kendi hayatınıza ve kronik can sıkıntısına ne kadar oturup oturmadığına siz karar verin.

1

En çok ihtiyacım olan şey bir arkadaş, bir tanıdıktı. Friends doğru diziydi. Zaten dizileri en çok sahip olamadıklarımızı barındırıyorsa severdik. Bir bira açtım, uzandım tekrar, tüm yaşanmışlıklarımı özleyerek, yaşanmışlıksızlık kokan salonumda uyuyakaldım.



Uzun süre iki kişilik, soğuk yatağımı kullanamadım ve hep televizyonun karşısında uyudum.



Sessizlik ürperticiydi, Friends ise gürültülü.

2

Bir süre yatağımda uzandım. 


"Neden olmasın ki hocu?" diye düşündüm. Yatak soğuktu, kafam karışık. Süpersonik yemek yapan bir kız vardı evimde. Güzeldi de

3

"Sen telefonunu neden hep çantanda tutuyorsun?" sorusunu sormamla başladı paranoyaklaşma sürecim. Kıskançlık değil paranoyaklıktı bu. sevgiden değil de, aptal yerine konulma korkusundandı. Bu yüzden kıskançlık diye adlandırmak yanlış olurdu. Dünyanın en gebeş adamıydım. Lakin paranoyak bir kontrol manyağı olma yolunda hızla ilerliyordum.

4

Türkçe'de puzzle'a neden yapboz dendiğini ise henüz anlayamamıştık. 



Eğer yapıyorsan, neden bozardın ki?

5

.....kullanılmışlığıma sövdüm son bir buçuk yılımıza lanet ettim ömrümde ilk defa pişmanlık hissettim kadınların hepsinden nefret ettim annen hariç de güldüm bir daha sevmem hocu dedim duyarsızlaşma maskemi çıkardım cebimin derinliklerinden suratıma taktım ilişkilere kelimeleri anlamlı bütünler yapan noktalama işaretlerine küstüm sek rakı çarptı mide bulandırdı eve gittim kustum yatağıma yattım onun tarafına sırtımı döndüm sustum uyumadım sustum uyayamadım sustum sonra ürperdim şeytan dürttü ağladım virgüllerden soğudum üşüdüm kırmızı ve beyaz birleşince pembe oluyordu bağlaçlara küstüm konuşmak istedim aramak ama sustum hatamı düşündüm buldum bizimkilere sövdüm niptuck'ı sevdim kadınlardan nefret ederek uyudum anneler hariç dedim.....

6

Biz bu yoksunluklarımızdan; iyi bir şarkı için tüm albümü dinlemeyi, iyi bir sahne için tüm filmi izlemeyi öğrendik.



İlişkilerimiz de böyle gelişti. Sevdiğimiz tek bir yönü için tümüyle kabullenebildik başkasını. Sevdiğimiz bir şeyi yakalamanın zor olduğunu bildiğimiz için, değer verdik fazlasıyla. Sevmediğimiz şarkılara da tahammül etmek zorunda kaldığımız için; bağlandık, alıştık, kabullendik karşımızdakini olduğu gibi. Hiç bir zaman başa sarmadık, hiç bir zaman sıkılıp ileri atmadık.



Nicel olarak abartılı değildi belki yaşanmışlıklarımız, ama nitelik fakiri de değildik.



Biz işte öyle kendi halinde bir nesildik.

7

"Hmmm…" dedim. Ki "hmm"'layan çağdaş erkek aslında: "Ulan bu şerefsiz ne maksatla arıyor! ver bakayım telefonu. Arıcam geri." demek isteyen erkekti. Bir şey dememi beklercesine suratıma bakıyordu. "Neymiş derdi?" dedim mümkün olduğunca sallamayan ve sakin bir ses tonuyla. "Aman boşver yaa." dedi. 


"Ne boşveri hocu, ne boşveri!" demek istesem de sustum ve İz TV'yi açtım...

8

Tavandan üzerime doğru gelen cibinliğe bakarken, butik otellerden neden nefret ettiğimi tekrar hatırladım. Hem Şenay teyze, hem şu bakır kaplar, hem de şu kütüphanede duran klasikler o kadar yapaydı ki; Ertuğrul Özkök ya da Ayşe Arman uzansaydı bu yatağa, eminim ertesi günkü yazılarını şu şekilde yazarlardı:



"Şenay'ın evi... Evet bir butik otel değil... Bir ev bahsettiğim... Hafta sonu istanbul'un kalabalığından bunaldığımda, nefes almak için gittiğim bir yer orası... Zeytin ağaçları ile çevrili, Ege'nin berrak denizinin yanında kurulmuş tam bir sığınak... Şenay Hanım'ın kendi elleri ile yaptığı zeytinyağlılar, gündüzleri balığa çıkıp akşama tuttuklarınızı yemek, minik -petit- bahçesinde çapa yapmak, tamamen organik, otantik, etnik ve etik domatesler, taze çiftlik yumurtası, yeşillikler..."

9

En çok hayatında hiçbir kız ile birlikte olmamış erkekleri kıskanıyorum, zira onların içleri halen dolu, yaşamlarına ödünç bir ruh ile bomboş devam etmek zorunda değiller, halen bir şansları var, aslında özenir erkekler, çok sayıda kız ile birlikte olmuş olanlara, ama bilmezler ki, hayatına soktuğun her kız bir şeyler alıp götürür giderken. 


Hadi evinden aldıkları ve asla geri getirmedikleri; dvd'ler, kitaplar, fotoğraf makinaları bir şey değil de, içinden aldıklarını yerine de koyamazsın ki...

10

Aslında sadece harekete kaymıştı gözüm, ama bu kayma bu geceyi bitirecekti, mahvolmuştuk biliyordum. Tekrar gözlerimi ahugözlüme çevirdiğimde, rahatsızlığını okudum suratından. Arkasını döndü, kızları gördü


Ben bildiğim tüm duaları okurken, yanaşıp öptü beni. Tam rahatlamıştım ki, arkasına yaslanıp, "Hayır eksper seni anlamıyorum." dedi. Öpmesi sevgiden çok sahiplenme gösterisiydi


İki kız arasındaki mesajın dublörüydüm sadece.

Facebook Yorumları